neö-pöstmoderen akımın blogu

17 Nisan 2008 Perşembe

ne var?

sonrası,bir hiç...
çekilmek sulara,çıplak ve korunmasız
eşelemek ve anlam yüklemek olana
ruhların göçüne azık...
ah farkındalık ve affalayış,
tamamlanış ve parçalanış
bir bütün ya da parça olarak...
iki yüzlü ya da iki ceset içinde uzanmış
anlamsız sorular,
ve sorulara ilgili görünen cevaplar
tükürür gerçekliği...
aydınlanma için şu kırmızı halılı beklentiler!!!
başarmak zor kavramayı ve tapmayı
körlemesine bir nokta atışıysa
seni ayakta tutan???
sonrası bir hiç...

Bir İlhan İrem vardı ne oldu?



"Anleaasanaaaa, anlesaaanaaaa..."
80 kuşağının aşina olduğu sesti o.

1955 Bursa doğumlu İlhan İrem 1969 yılında okul orkestrasına solist seçilerek Müzik hayatına girmiş bir sanatçıdır. (Ben hep gözlükleri ve saçları ile anıyorum) 2000'e kadar birçok albüm yapan sanatçı 2001'den sonra ortalarda gözükmedi. Bu da 7 sene içinde " abi bi ilhan irem vardı n'oldu?" geyiğini ortamlara düşüregeldi.

2007 yılında Siyah Kuğunun Şarkısı isimli Senfonik Şiir kitabı çıkarmasına rağmen halen ortalarda gören olmamıştır.

Sesi bana hep melankolik gelirdi, o yüzden sevenleri çok olsada demeden geçemeyeceğim beni bunalıma iten birçok söz ve müziğe imzasını atmıştır bu adam..

Saygıda kusurda etmeyelim, ayıp olmasın.
İlhan abi kitaplarla aramıza dön en azından.
  • İlhan İrem 1973-1976 (1976)
  • Sevgiliye (1979)
  • Bezgin (1981)
  • Pencere (1983)
  • Köprü (1985)
  • Ve Ötesi (1987)
  • Dünden Yarına (1988)
  • Uçun Kuşlar Uçun (1989)
  • Pencere… Köprü… Ve Ötesi… (1990)
  • İlhan-ı Aşk (1992)
  • Koridor (1994)
  • Romans (1994)
  • Sevgililer Günü \ The Best Of İlhan İrem 1. (1995)
  • Aşk İksiri & Cadı Ağacı \ The Best Of İlhan İrem 2. (1997)
  • Hayat Öpücüğü \ The Best Of İlhan İrem / 3. (1998)
  • Bezginin Gizli Mektupları (2000)
  • Uçuk Mavi Pencere (2000)
  • Bulutlara Köprü (2000)
  • Düşler ve Ötesi (2000)
  • Seni Seviyorum (2001)
  • Bir Meleğe Aşık Oldum / The Best Of İlhan İrem/ 4. (2003)
  • Işık ve Sevgiyle 30 Yıl (2004)
  • Cennet İlahileri (2006)

16 Nisan 2008 Çarşamba

Modern zaman yıldızı: Amy Winehouse



Modern zaman yıldızı: Amy WinehouseMagazin
gazetelerinin sayfalarından eksik olmayan, Grammy ödüllerini silip
süpüren sansasyonel yıldız Amy Winehouse, 2000’li yılların en büyük
şarkıcısı olma yolunda ilerliyor. Tabii yaşam tarzının izin verdiği
ölçüde.


1983 doğumlu Amy Winehouse,
son yıllarda elde ettiği başarıların aksine mütevazı bir geçmişe sahip.
Taksi şoförü bir baba ve eczacı bir annenin kızı olan Winehouse, caza
büyük ilgi duyan bir ailede Ella Fitzgerald ve Frank Sinatra gibi
efsanelerin şarkılarıyla büyümüş. Küçükken şarkıcılık yerine patenli
bir garson olmayı düşleyen Winehouse, arkadaşlarıyla kurduğu ufak
gruplardan sonra 16 yaşındayken müzisyen bir arkadaşının aracılığıyla
demosunu bir plak şirketine ulaştırmış.


2003 yılında müzik
marketlerde yerini alan ilk albümü “Frank” oldukça kısa sürede büyük
ilgi topladı. Eleştirmenlerden çok olumlu tepkiler gören albüm,
İngiltere listelerinde üst sıralara ulaştı. R&B, soul ve caz
müziklerinin modern bir karışımı olan albümünden bu büyük başarıya
rağmen pek de memnun olmayan Winehouse, 2006 yılına kadar sahne
performanslarına devam ettikten sonra sadece 6 aylık bir çalışmayla
yeni albümü “Back to Black”i çıkardı. Önceki albümüne göre caz etkisi
daha ağır basan albüm çok daha büyük bir patlama yaptı ve genç
şarkıcının ünü İngiltere’den Amerika’ya yayıldı.


Dünya çapında başarısı tescil edilen Amy Winehouse
aynı zamanda magazin basınının da en sevdiği ünlülerden. Özellikle
İngiltere’deki tabloid gazetelerde kendisi hakkında her gün en az bir
haber bulmak mümkün. Bu ilginin sebebi ise sanatçının yaşam tarzı. Her
ne kadar işin magazin tarafı bizi ilgilendirmiyor demeyi sevsek de Amy
Winehouse’un durumunda bir istisna yapabiliriz, çünkü söz yazarlığının
en sağlam kaynağı düzensiz hayatı. Misal, “Rehab” adlı şarkısında
sevgilisinden ayrıldıktan sonra rayından çıkan hayatını ve kendisini
rehabilitasyona yollamaya çalışanlara kızının sadece kalbinin
kırıldığını savunarak karşı çıkan babasını anlatmış.


Modern zaman yıldızı: Amy WinehouseAmy
Winehouse enteresan tarzıyla müzik piyasasının farklı alanlarından
büyük isimlerin de takdirini kazandı. Snoop Dog, Arctic Monkeys, Prince
ve Ghostface Killah şarkıcıyı destekleyen isimler arasında. Başka bir
gurur kaynağı ise kazandığı ödüller. Amy Winehouse’un sorunlu hayatı
yüzünden Amerika vizesi alamayıp Grammy ödül törenine katılamaması bile
bu ödülleri toplamasını engelleyemedi ve aday olduğu 6 dalın 5’inde
ödül alarak 2007 Grammy Ödüllerinin yıldızı oldu.


Yaptığı işte bu kadar
başarılı olmasına rağmen şarkıcılığın çok matah bir şey olmadığını
savunan Amy Winehouse, hayata sadece şarkı söylemek için gelmediğini,
en büyük isteğinin kocasıyla mutlu bir yaşam kurmak istediğini
söylüyor. Mutluluk anlayışı alışılmışın dışında olsa da, Winehouse
kolay yok olmayacak bir isim gibi görünüyor; yeter ki tercihleri
yüzünden genç yaşta kaybettiğimiz yeteneklerden biri olmasın.

Yılın en iyi bağımsız filmi: Juno


Yılın en iyi bağımsız filmi: JunoBu yıl En İyi Senaryo dalında Oscar ödülünü kazanan, bağımsız film Juno,
ülkemizde de gösterime girdi. 7.5 milyon dolarlık bütçeye sahip filmde
ünlü yıldızlar yok belki ama bağımsız sinemanın en gözde genç
oyuncularından biri olan Ellen Page filme çok şey katmış.


Başrollerini Ellen Page, Michael Cera,
Jennifer Garner ve Jason Bateman’in paylaştığı, yönetmenliğini ise
Jason Reitman’ın yaptığı Juno’nun
geçtiğimiz Oscar ödül töreninde aldığı ödülün çok şaşılacak bir şey
olduğunu söyleyemeyiz. Oscar’a gelene kadar sinema dünyasının önemli
organizasyonlarındaki bir çok adaylığı ve ödülü Juno’nun başarısının
göz ardı edilemeyecek olduğunun bir göstergesiydi.
Juno’nun
arkasındaki en önemli isim tabii ki Juno adına Oscar’ı kucaklayan
Diablo Cody. Genç senaristin ilk filmi olan Juno ile kazandığı bu
başarı oldukça etkileyici bir kariyerin başlangıcı olabilir. Tabii bize
böyle güzel filmler izletmeye devam edebilirse.


Filmin
hikâyesinden biraz bahsedelim. Yaşıtları güncel olaylar ve trendlerin
peşinde koşarken, Juno (Ellen Page) hayatını kendi koyduğu kurallara
göre yaşayan bir Amerikan gencidir. Genç yaşında hamileliğin
sorumluluğuyla başa çıkmak zorunda kalan Juno, en iyi kız arkadaşı Leah
(Olivia Thirlby) ile birlikte henüz doğmamış bebeğini evlat edinecek
bir aile bulmak için bir plan geliştirir. İkisinin gözüne kestirdiği
ilk aile, evlat edinme özlemiyle yanıp tutuşan Mark ve Vanessa Loring
(Jason Bateman ve Jennifer Garner) çifti olur. Juno’nun bulduğu çiftin
düzgün bir çift olduğundan emin olmak isteyen Juno’nun babası, biricik
kızının bebeğine uygun aile bulma girişimlerinde ona eşlik eder. Bu
arada üvey annesi Bren de Juno’ya duygusal destek sağlar. Sonbahar
kışa, kış ilkbahara dönüşürken Juno artık doğum yapacağı güne adım adım
yaklaşmaktadır.


Yılın en iyi bağımsız filmi: JunoJuno’nun
fiziksel görünümündeki değişiklikler onun kişisel olgunlaşmasının
aynası olurken, bebeği evlat edinmek isteyen Mark ve Vanessa çiftinin
ilişkisinde kötü gelişmeler olur ve görünüşte mutlu hayatlarında
çatırdama sinyalleri başlar. Böyle bir durumla karşılaşan ergenlik
çağındaki genç kızların tipik öfkesinden uzak duran Juno, karşısına
çıkan problemlerin üstüne korkusuzca giderek engelleri tek tek ortadan
kaldıracak; bunu yaparken gençlik enerjisini sonuna kadar sergilemekten
çekinmeyecektir.


Juno rolündeki Ellen Page’in
başarılı oyunculuğuyla oldukça sevimli, naif bir komedi filmi ortaya
çıkmış. Filmin müzikleri de bu tatlı havayı tamamlayıcı nitelikte.
Özellikle indie müzik sevenlerin filmin “soundtrack” albümünü
edinmelerini öneriyoruz.

6 Nisan 2008 Pazar



Grimm masalarından fırlamış Hansel ya da Gratelleriz derin düşündüğümüzde, Bizden nefret eden üvey annelerimizin mutlu olması için koskoca ıssız bir ormanda terkedilmiş. Ceplerimize doldurduğumuz, aslında geçmişimizden izler taşıyan küçük çakıltaşları ya da ekmek ufaklarını gittiğimiz yollara serpiştiririz dönüş yollarımızı bulabilmek, birbirimize kavuşabilmek ya da bir çıkış yolu bulabilmek umuduyla...Şeker ve çikolata manyağı olduğumuz için kör cadıların vaadlerine kanıp önümüze geleni yiyerek şişmanlarız ardniyet var mı yok mu soruşturmadan. En akılllılarımız cadıyı fırına itmesini bilir belki ama kaçımız kurtulabiliriz ki akşam yemeğinde masaya sunulmaktan? Kafesin içinde ölümü bekleyediğini bilmeden çikolatalarımızı yiyen aç gözlü, saf çocuklarız...

Denizde menemen yemek.

Hayatı boyunca denize giremeyecek bir hayvanın ürününü yemek ,
onca balık varken etrafta..

Sandalın içindeki piknik tüpü belki de hayatla dalga geçtiğimiz bir andır ha siz olsanız yaparmısınız? Bence denemeye değer, sonunda tüple denize dalan dalgıçlarımızda bulunmakta. Sadece bizim tüpümüzde oksijen yok ...

4 Nisan 2008 Cuma


Lord of the Rings /Yüzüklerin efendisi...
J.R Tolkien'in romanından uyarlanmış 3 seri'lik fantastik film. Bu kitabı okumamış biri olarak serinin birinci filmine gittiğimi hatırlıyorum. "Acaba nasıl bişi laağn?3 saatmiş film birde"nidaları arasında dostlar olarak sinema salonunun en ön koltuğundaki yerimizi almıştık.Evet gerizekalı olmamız muhtemeldi. Ancak sinema salonu dolmuştu. 3 saatin sonunda kafalarımızın yukarıya bakmasından dolayı oluşan tutulma, bu filmi nefretle anmamıza sebebiyet vermiş olsada, 2 ve 3. serileri DVD'de izledik. Sinema salonunun acısını çıkartırcasına ev koltuğumuzda çaylarımızı alarak yayıldık.